OECD‘nin yayımladığı “Revenue Statistics 2025: Türkiye” raporunun Türkçe açıklamalı özeti, Türkiye’deki vergi sisteminin yapısal durumunu hiçbir yoruma mahal bırakmayacak netlikte ortaya koymaktadır. İlgili belge, Türkiye’nin vergi gelirlerinin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranını ve bu gelirlerin hangi kalemlerden toplandığını diğer OECD ülkeleriyle nesnel bir biçimde karşılaştırmaktadır. Analizin temelinde iki ana soru yatmaktadır: Türkiye’nin toplam vergi yükünün OECD ortalamasına kıyasla konumu nedir ve vergi tahsilatı ağırlıklı olarak hangi kaynaklardan yapılmaktadır?
GSYH Oranları ve OECD Veri Karşılaştırması
Rakamlar incelendiğinde, Türkiye’de vergi/GSYH oranı 2023 yılında %23,2 iken, 2024 yılında 0,7 yüzde puanlık bir artış göstererek %24,0 seviyesine yükselmiştir. Aynı zaman diliminde genel OECD ortalaması %33,7’den %34,1’e çıkmıştır. Bu veriler, Türkiye’de oransal bir artış yaşandığını gösterse de ülkenin toplam vergi yükünün hâlâ OECD ortalamasının oldukça altında kaldığını kanıtlamaktadır. 2000 yılı verilerinde Türkiye’nin vergi/GSYH oranı %23,5, OECD ortalaması ise %32,9 olarak kaydedilmiştir.
Sıralama bazında bakıldığında Türkiye, 2024 yılı itibarıyla 38 OECD ülkesi arasında %24,0 oranı ile 34. sırada yer almaktadır. Bu sıralama 2023 yılına göre hiçbir değişiklik göstermemiştir. 2000-2024 yılları arasındaki tarihsel veriler dikkate alındığında ise Türkiye’nin ulaştığı en yüksek vergi/GSYH oranı 2011’de %25,7, en düşük oran ise 2022’de %20,9 olarak gerçekleşmiştir.
Vergi Yapısındaki Temel Dinamikler
Türkiye’de toplam vergi yükünün düşük olması, vergi yapısının dengeli olduğu anlamına gelmemektedir. OECD raporunun üzerinde durduğu asıl nokta, verginin hangi kanallardan tahsil edildiğidir. Türkiye’de mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerin (dolaylı vergiler) payı, OECD ortalamasına kıyasla çok yüksek bir seviyededir. Katma Değer Vergisi (KDV) ile KDV dışındaki diğer mal ve hizmet vergileri, vergi gelirleri sisteminde son derece güçlü bir ağırlığa sahiptir. 2023 yılına ait rakamlarla vergi kompozisyonuna bakıldığında şu kesin tablo ortaya çıkmaktadır:
-
Mal ve hizmet vergilerinin toplam payı %45,6’dır.
-
KDV‘nin payı %23,6’dır.
-
KDV hariç diğer mal ve hizmet vergilerinin payı %22,0’dir.
Kurumlar vergisinin payı (%12,8) ve sosyal güvenlik katkılarının payı (%26,5) da OECD ortalamasının üzerinde seyretmektedir. Buna karşılık, kişisel gelir vergilerinin toplam vergi gelirleri içindeki payı OECD ortalamasına göre belirgin biçimde düşüktür. 2023’te gelir, kâr ve sermaye kazancı vergileri toplamı %24,0 iken, bunun içindeki kişisel gelir vergisi payı yalnızca %11,3 seviyesinde kalmıştır. Mülkiyet vergilerinin %3,0 olan payı da OECD ortalamasının altındadır. Diğer vergilerin oranı ise %0,9’dur.
Harcama Odaklı Tahsilat Sistemi ve Değerlendirme
Mevcut istatistikler, Türkiye’de vergi tahsilatının ağırlıklı olarak tüketim üzerinden döndüğünü; dolayısıyla vergi yapısının dolaylı vergilere ciddi biçimde dayandığını ispatlamaktadır. Bireysel gelir vergilerinin görece zayıf kalması, sistemin kazanç kapasitesine dayalı doğrudan bir vergilemeden ziyade, harcama üzerinden vergilemeye yaslandığını düşündürmektedir. Ayrıca, mülkiyet vergilerinin düşük kalması da servet ve mülkiyet tabanlı vergilemenin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Nihai olarak, OECD ülke notu Türkiye özelinde iki net sonuç vermektedir:
-
Birincisi, toplam vergi yükü OECD ortalamasının altındadır.
-
İkincisi, vergi yapısı; tüketim vergileri ve sosyal güvenlik katkıları lehine, kişisel gelir ve mülkiyet vergileri aleyhine şekillenmiştir.
Bu belgeden çıkarılması gereken asıl sonuç, “Türkiye az vergi topluyor” basitleştirmesi değil; “Türkiye vergiyi ağırlıklı olarak tüketimden ve dolaylı kanallardan topluyor” şeklindeki tespittir.


